Home Fikir Yazıları Ekonominin Psikolojisi

Ekonominin Psikolojisi

by admin

Ekonomik etkinliklerin psikolojik gerekçelerle ilerliyor olması durumu, yaşadığımız bu küreselleşme çağında her geçen gün fazlasıyla artış göstermekte.

Kendilerini, tükettikleri mallar üzerinden tanımlayan ve tüketim toplumunun bir bireyi olarak hayatına devam eden insanların sayısı ne yazık ki günümüzde azımsanamayacak kadar çok.

İktisatta, bu tüketim kültürü çerçevesinde şekillenen tanımlar varken bu tanımların kaynağının ise kişinin psikolojisi olduğu bir gerçek.

Fakat işin bu boyutuna geçmeden önce tanımlara değinmeyi istediğimden yazımın iktisadi boyutundan şöylece ilerleyeyim ki ilk sırada Gösteriş Tüketimi geliyor. Bu tüketim türü, gelir düzeyi düşük olduğu halde, satın aldığı yüksek fiyatlı ürünler ile statü kazanmayı uman kişilerin yaptığı tüketim olarak bilinir ki ihtiyacı olmayan bir ürünü o anda ya da sonrasında borca girecek olsa dahi alan insanları bu kavram açıklar. Öte yandan, bir tüketim ürününde, yüksek ve düşük gelirli insanların taleplerinin ters orantıda olması olan ve yüksek gelirdeki kişilerin düşük gelirdeki kişilerle aynı ürünleri, ayrıcalıklı hissetmek amacıyla kullanmaması olarak izah edebileceğimiz Snob (Züppe) Etkisi de mevcut, ana fikirleri, insanın maddiyat ile yükseltmek istediği kibrine yarar sağlayan, tüketmenin ayrıcalık yarattığı algısı olan iki farklı uç olarak nitelendirebileceğim. Bunların yanı sıra Snob Etkisine benzerlik gösteren ve fiyatın yükselmesiyle kalitenin de yükseleceği inancından doğan, normal tüketimin aksine fiyatın artmasıyla talebin de artmasına olanak sağlayan Veblen Etkisi ve kişinin tüketimlerinde çoğunluk görüşüne göre harekete yönelmesi olarak anılan Bandwagon (Sürü) Etkisini de bu ana fikir temeline alabilirim.

Tüm bu tanımlamalara  ve örneklendirmelere baktıktan sonra da esas nokta, önceden belirtilen üzere kişinin tüketimlerini psikolojik algısının yönettiği gerçeği üzerinde duruyor.

Haz çağının hakim olduğu bu dönemde insanlara devamlı bir şekilde empoze edilen anı yaşa mottosunun, anında tüket duygusu ile ilerlemesi sonucu oluşan tüketim kültürü ile artık insanlar, eşyaların araç olduğu doğrusundan çıkıp, birer amaç haline geldiği yanlışına düşerek, duygusal tatminlerini tüketerek giderme yöneliminde ilerliyorlar. İhtiyaç kalıbı içerisinde sahte ihtiyaçlar yaratıp, ürün değil duygu satın alıyorlar.

Peki bu durum karşısında ne yapılmalı?

Açıkçası öncelikle, özellikle toplum olarak ele almak istiyorum ki her konuda olabileceği gibi bu konuda da bazı yanlışlar kabul edilmeli. Misal: Fazla mal göz çıkarmaz atasözünden anlaşılması gerekenin, eldeki malın tutulması  yahut da kazanılan malın elden çıkarılmaması olması gerektiği yerde, tam tersi şekilde bir harcama alışkanlığına giderek hayatların kalabalıklar içerisinde savrulmasıyla ilerleyen yanlışlar gibi. İnsanların, elibol olması gerekilen yerin, kendi arzularına ağırlık vererek, her şeyin gereksiz fazlalığında kaybolunan bir dilimde olmadığını anlaması elzem. Çünkü, maddi olarak gözüken bu kayıpların gerçek kaybı aslında, enerji ve zaman üzerinedir ki en çok dikkat edilmesi gereken de budur; Yaşamın keşfedilmesi gereken birçok yönü olduğu ve hayatın kısalığı arasındaki tezatın içerisinde.

Ne kadar çoğunluk olarak, sadeleşmenin hayatın her safhası için geçerli ve insanı gerçek mutluluğa ulaştırabilecek etkenlerden biri olduğu düşüncesi oturursa birey ve toplum algısında şayet o vakit bir şekilde bazı sağlam adımlar eklenebilir yola. Anlık zevk ve tükenen cisimlere ait olmak yerine, varlığa bir anlam katacak ideallerin peşinde olursa bir insanın meşguliyeti, o zaman değer kazanır. Umarım, layığıyla anlaşılır.

Üretmenin, tüketmekten kat be kat fazla bir keyif rotası çizdiği bilgisi ve her gün bu rotaya yeni birilerinin katılması dileği ile edeyim şimdilik son cümlemi öyleyse, zihinsel rotaların güzellemelerine.

BENZER YAZILAR

Leave a Comment