Home Fikir Yazıları Son Günlerin İçinden Alışma Haline

Son Günlerin İçinden Alışma Haline

by admin

Bir yanıyoruz bir boğuluyoruz.

Birbirini kovalayan günlerin peşinden, birbirini kovalayan felaketleri izliyoruz.

Yangınlar çıkıyor, üzülüyoruz, o an içinde elimizden geleni yapmaya çabalıyoruz ve devamında alışıyoruz. Seller basıyor, tekrar üzülüyoruz, tekrar o an içinde elimizden gelen ile çabalıyoruz ve devamında bir daha alışıyoruz.

İnsan olmanın doğası gereği alışıyoruz.

Yalnız, bu noktada alışmanın üzerinde dururken, bir eleştiri olarak değil, yaşanan bir durum olarak ve hatta hayatın devam edebilmesindeki yararlı bir etki olarak dile getiriyorum. Zira dillendirilmesi gereken sorun alışmakta değil.

Sorun, alışma halinin devamında doğru olana kanalize olamamakta.

Sorun, alışma sonucunda gelen yeni enerjiyi yeni bir hareket hali için kullanmak yerine boşvermişlik ile birleştirerek yozlaşmayı oluşturmakta.

Sorun, alışmanın ilerlemek kısmı ile birlikte olmak yerine umursamazlık yönüne yol almakta.

Yoksa, en uçtan en acı anınızı düşünün, alışamasaydınız o acıya nasıl devam edebilirdiniz hayatınıza?

Acıyı, sıkıntıyı, kederi ve bunların hakim olduğu hayatı sahiplenmiş olurdu insan ve Dünya dönerken o yerinde ağaran sabit bir kaya misali durmakla hemhal olurdu.

Oysa burada bahsettiğim şekilde bir alışma türü ile bir sondan bir başlangıç filizlenebilir ve devam etmek ile bereketlenebilir.

Tekrar yoksa diyeyim ki yoksa yanlış alışmanın bir sonraki adımı duyarsızlaşma ve bozulma olur.

Şimdi, tüm bu temel söylemler üzerinden son günlerde yaşadığımız güncel konularla ilerleyip, öncelikle de olan biteni özetlersek: Zor günler yaşayıp, çaresizliği tadarken, devlet yönetiminde olan hükümetin eksiklerinin olduğunu göremeyen bir başı kumda zihniyet ile gözünde ne yaparsa yapsın nefretlik konumda tuttuğu hükümet için palavra sıkan bir diğer başı kumda zihniyetin kapışmasına da şahitlik ettiğimizi söyleyebilirim. Bir de burada birilerine duyulması gereken minneti de hatırlatabilirim; Kimisi yandaşlık kimisi provake peşinde koşarken canını siper edebilip de güneyden kuzeye, doğru için durabilen isimli ve isimsiz o birilerine olması gereken minneti, elbet çokça hatırlayıp, hatırlatabilirim.

Yaşadık özetledik ve bir nevi geçirdik.

Peki, şimdinin içinde bundan sonrası için ne yaptık?

Alışıyoruz dedik, alıştık ve sonrasını hangi hale bıraktık?

Doğayı korumalıyız naraları atıp, sosyal medyada fotoğraflar paylaştıktan sonra kaçımız doğayı korumak için yapılması gerekenlere kendi hayatını dönüştürerek başladı?

Sadelik gerekli dedikten sonra hangimiz, elindekini kullanmak yerine popüler kültürün dayattığı sade eşyalardan sipariş ederek tüketim canavarlığına düşüncesizce kan oldu?

Kim tüm bunları ve fazlasını daha geniş bir açı ile gözlemledi ve ona kimi zaman modern tabir edilenden kimi zaman da geleneksel bilinenden doğru olarak sunulandan farklı bir sonuca ulaştı?

Kim sordu? Kim düşündü? Kim nedenlere, olaylara, sonuçlara ve sonuçlardan çıkanlara baktı?

Kim, herkesi ve her şeyi bırakıp da olanı anlayıp ona göre devam etmeye başladı?

Vesaire, vesaire.

Cevapları, bilinen bir muğlaklığa bürünmüş bir yığın vesaire.

Ve öncelik vererek bildiğim şu ki tüm bu vesairelerin oluşturduğu yığının üzerinde daha çokça durmalıyız.

Çünkü cevapların o bilinen muğlaklık kısmını değiştirecek olan da tümden cevapları değiştirecek olan da soracağımız sorularda ve üzerine geliştireceğimiz bilinçlerde yer alıyor.

Artık her birimiz için zaruriyeti kuvvetlenmiş sorgulamayı ve gereğini yapmayı hayatlarımızda gerçek manası ile yaşatmalıyız.

Yoksa diyelim ve bir sonraki yazıya bırakalım, konu özelinde daha detaylıca konuşmayı; Yapılması gerekenlerle, yapılmaması lazım gelenlerle.

Zira evvela şimdilik sorularla kalalım ve her birimiz önce kendi şapkamızı önümüze koyalım.

Sorularla konuşmadıkça çözüme kavuşamayacağımızı bilerek.

BENZER YAZILAR

Leave a Comment