Aidiyet Sarmalına Bir Özne

  • Mayıs 31, 2021
  • by

Yazı yazmaya oturduğumda o anın içinde çoğunlukla yalnızca kendi düşüncelerime dönerim. Zaten öyle olması gerekir derseniz de eğer, o anın içinde, önceden bildiğim fakat o an anımsayamadığım bir kelimenin anlamına bile bakmayacak şekilde bir dönüş ölçüsünü belirttiğimi söylemek isterim. Öyle ki bundan sebepli, birkaç yüz kelimelik yazılarım dahi tamamlanmayı beklerken uzun uzadıya benimle kalabilir; Fakat yine öyle ki o zaman dilimi içerisinde zihnime dalıp aradığımı bulmaya çalışırken başka kapılar da aralanır ve başka yazıların konuları ile taslakları da belirlenebilir.

Böylece de parçaya değil uzun bir yol olan bütüne işlemiş olurum taşlarımı.

Anlattıklarımın aidiyet hissi ile ortaklığına değinecek olursam da bu yaptığım düzen ile elbet önceleri; Ailemden, çevremden, sorguladıklarımdan, okuduklarımdan ve yaşadıklarımdan yararlanarak oluştursam da edindiklerimi, yazdığım zamanın içinde bir aidiyet bağı kurulacaksa eğer bu sadece o zaman dilimi içerisine kadar düşüncelerimde var olanlar ile o vakit düşüncelerimden doğacak yazılar arasında kurulmalı şeklinde düşünerek beslerim, kendimle yazılarım arasındaki bağlılık hissini.

Bu bağlamda aidiyet konusunda yazı yazmaya başlarken de klişe bir şekilde insanın insana ya da insanın mekana aidiyetinden bahsetmek istemedim. Önemsiz olduklarından değil, yeterince zikredildiklerinden dolayı. Kendimin kendime aitliğinin bir parçası olan, belirli bir an içinde aradığım düşüncelerimin ve vukusu olan yazılarımın birbirine olan aidiyetinden bahsetmek istedim. Zihnimde en şık aidiyet tasviri bu olduğundan dolayı.

Özünde, yazanın ve yazılanın gerçek hikayesinin insanın kendine aitliği üzerine olmasından dolayı.

Çünkü,

Bu aidiyet ki insanın kendine aitliği, hayat döngüsünde kim farkındalığını kazanırsa bu döngünün, eline, başka hiç kimsenin ona veremeyeceği ölçüde bir güç veriyor. Ayağı takılıp düştüğünde elleri ile doğruluyor, bedeni takat bulamayınca zihni ile kalkıyor ve eğer ki zihni bir gün tökezlerse de derinlerde bir diğer yanıyla ona ses ediyor: Dış dünyanın sana verdiği sarhoşluğu at üzerinden, kendi içine çekilerek ayıl, çünkü sen sana ait olduktan sonra aldığın her nefeste yenisin!

Ve, ilerleyebilirsin!

Zira en yüksek ve gerekli aidiyetin kendine olduğunu idrak ettiğinde canlanıyor insan ve onu yanlış şekilde meşgul eden tüm bağlılıklarını bırakıyor; kimi insanları, kimi mekanları, kimi düşünceleri ve kimi hisleri.

Önceliği kendine vererek, aidiyeti kendi bünyesinde büyüterek varoluyor.

Tüm bu süreçlerin akabinde ise de içinde yarattığı aitliğin ona verdiği özgürlük ve cesaret ile bir yandan da benzeri bir insan zincirinin halkası oluyor.

Böylelikle de nihayetinde aidiyet duygusunun başlaması ve devam etmesi gerektiği yere bir örnek teşkil ediyor ve anlamlı olanın kendi içimizde kendimize gösterdiğimiz bağlılıklar ile bulunabileceğine işaret ediyor.

Geriye ise her kişi için kendi yaşamında o işarete yol alıp ilerlemek kalıyor.

Aidiyet yolunun aitliğinin rotasına.

You may also Like

Filistin Vesilesi İle

Filistin Vesilesi İle

Mayıs 26, 2021
C’esaret

C’esaret

Şubat 24, 2021
Ekonominin Psikolojisi

Ekonominin Psikolojisi

Şubat 08, 2021

Leave a reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

Son Yazılar


Filistin Vesilesi İle


C’esaret


Kategoriler

×